20 09 2008

AYRILIK...

  Bu topraklar, sudan ayrılınca çoraklaşır. Irmaklardan, derelerden ayrı kalan, uzak düşen sular da sararır, Kokar, bulanır, kapkara olur.   Hayat veren, cana can katan rüzgâr, dostlardan ayrılıp kapalı bir yerde kalırsa kokar veya kesilir; ateş, ocağından ayrılırsa söner, kül hâline gelir, savrulur, gider. Cennet gibi yemyeşil olan bağlar, bahçeler sulardan ayrı düşünce, sararır, solar, yaprakları kurur, dökülür, bir hastalık yurdu olur   Herşeyi anlayan, idrâk eden akıl bile dostların ayrılığı ile yayı kırılmış okçu gibi şaşırır, kalır. Cehennem bile ayrılık yüzünden gençlik çağına hasret çeken ihtiyarın titrediği gibi titrer, yandığı gibi yanar, kavrulur.   Kıvılcım gibi çakıp yakan, yakıp yandıran ayrılığı kıyâmete kadar anlatsam, onun dehşet ve şiddetinin ancak yüzbinde birini anlatabilirim. Öyleyse onun yakıcılığını anlatmaya kalkışma.   'Yâ Rabbi, beni ayrılıktan sen kurtar, sen kurtar!' diye duâ et. Bu kadar yetişir.   Dünyada ne ile neşeleniyor, seviniyorsan, o neşelendiğin zaman ondan ayrıldığını bir düşün bakalım. Senin sevdiğin şeylere, senden evvel gelen birçok kişiler sevindiler, sonunda o şey ellerinden çıktı, rüzgâr gibi geçip gitti.   O şey senin elinden de çıkar, ona gönül verme; o senden kaçmadan önce sen ondan kaç...   Mesnevî ... Devamı